• Home
  • /
  • Gençlik
  • /
  • GÖÇMEN GENÇLİĞİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

GÖÇMEN GENÇLİĞİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

Gençlik her toplumun en dinamik kesimini oluşturmaktadır. Sorgulayan, inceleyen ve araştıran bir gençlik toplumsal alt-üst oluşlarda önemli bir etkendir. Bunu en iyi Taksim-Gezi sürecinde gördük. Artık eskisi gibi yönetilmek istemeyen Türkiye toplumumun bir kısmı bir kıvılcım ile sokaklara döküldü ve bunun ezici çoğunluğu genç kadın ve erkeklerden oluşuyordu. Bu anlamda toplumsal mücadelede gençlerin kazanılması önemli bir yerde durmaktadır. Keza Tunus’la başlayıp Kuzey Afrika’yı saran ‘Arap Baharında’ gençler önemli bir rol oynadılar. Fransada reform yasasına karşı ayaklanan 100 bini aşkın öğrenci geleceklerini karartmak isteyen Fransız hâkim sınıflarına karşı muazzam bir direniş gösterdi ve bazı konularda sisteme geri adım attırdı. Daha birçok örnek sıralayabiliriz fakat konumuz açısından yukardaki örneklerin yeterli olacağı kanısındayız.

 

Toplumun en dinamik kesimini oluşturan gençlik, işçi sınıfının sorunlarına duyarlı hale geldiğinde, kendi geleceğini karartmak isteyen sistemin farkına vardığı ve ona karşı bir örgütlenmeye girdiğinde sistem açısından tehlikeli olmaya başlar. Bunu iyi bilen burjuvazi gençliği kendine yedeklemek, toplumsal sorunlara duyarsız kılmak, onu çürütüp sistemin bir çarkı haline getirmek için çocuk yaşlardan başlayarak gençlerin bedenlerini ve zihinlerini ele geçirmeye çalışır. Çocukluktan itibaren bencil, benmerkezci, itaatkâr bir insan olarak yetiştirilmeye başlayan gençler, ailelerinde sınıf bilincinden uzak oluşuyla birlikte bu süreçten daha fazla etkilenirler. Doğru, bilimsel bir yöntemle yetiştirilmeyen, sorgulama bilinci aşılanmayan gençler giderek topluma ve doğal olarak toplumsal sorunlara yabancılaşır ve sistemin bir çarkı haline gelir.

cetelesme-ve-yozlasma41Yukarıda bahsettiğimiz sorunlara birde göçmenlikten kaynaklanan sorunlar eklendiğinde durum daha da vahim bir hal alır. Aileleriyle birlik küçük yaşlarda buraya göç etmek zorunda kalan çocuklar Türkiye’deki feodal kültürle yetişen aileler İngiltere’de bunu muhafaza etmeye çalışırlar ve çocuklarını feodal kültür ve değer yargılarıyla yetiştirmeye çalışırlar. Küçük yaşlarda İngiltere’ye gelmenin avantajıyla kısa sürede dile hâkim olan çocuklar dışarda yaşanılan burjuva yoz kültür ile evdeki feodal kültür arasında sıkışır ve doğal olarak kimlik sorunu yaşamaya başlar.

Her iki kültüründe kendine özgü ilerici yanları vardır, örneğin bizler dayanışmayı seven, misafirperver bir toplumuz. İngiltere’de yaşayan diğer topluluklarında ilerici yanlarını sahiplenmek ve tutucu yanlarını atarak buradaki yaşama daha fazla adapte olabiliriz ve çocuklarımızda buna göre yetiştirerek ve onlara yön vererek topluma daha yararlı bireyler haline getirebiliriz. Fakat ne yazık ki bunu yapan çok az bir kesim var. Genel olarak kendi kabuğuna çekilmiş, İngiliz toplumuna ve kültürüne kapalı bir şekilde yaşıyoruz ve çocuklarımıza da kendi kültürümüzü empoze ediyoruz.

İki kimlik arasında bocalayan gençler burjuva yoz kültüründe sunduğu ‘olanaklar’ içerisinde uyuşturucu, çete, kumar vb. türlerden şeylere yönelerek kendilerine ve topluma daha fazla yabancılaşıyorlar. Şu an Londra’da binlerce Türkiyeli genç uyuşturucu, cinayet, hırsızlık vb. suçlardan ceza evlerinde çürüyorlar. Daha binlercesi bu bataklık içerisinde ya başkalarının canına ya da kendi canlarına kıyıyorlar. Son 10 yılda birçok genç insan girdikleri çamurdan kurtulmayı intihar ederek amaçladılar.

Bu sorunların baş kaynağı içinde yaşadığımız burjuva yoz kültürdür elbette ama ailelerin ve toplumun ileri kesimlerinde bunda payı var. İngiltere’ye gelir gelmez haftanın 6 günü, günde 16-18 saat fabrikalarda çalışan ve çocuklarıyla ilgilenmeyen, parayı esas alan aileler çocuklarının yaşamış olduğu sorunları göremediler ve onlarla ilgilenmek yerine daha fazla çalışıp para kazanmayı yeğlediler. Bürokratik işlerinde ailelerine tercümanlık yapan çocuklar çalışmalarına rağmen, babamız/annemiz çalışmıyor ya da “hasta” diyerek sürekli yalan söylemek zorunda kaldılar. Küçük yaştan itibaren yalan söylemeye teşvik edilen çocuklarda bu karakteristik bir özellik haline gelmeye başladı.

Çocuklarıyla ve onların yaşamış olduğu sorunlarla ilgilenmeyen onları kendilerinin yetiştiği koşullarda yetiştirmeye çalışan, çocuklarına para kazanmayı amaç edinen, aileler bunun çocuğun psikolojisinde nasıl bir tahribata yol açacağını göremediler. Ve sonuç olarak gençleri çetelerin ve uyuşturucun ağına bilinçsiz bir şekilde itmiş oldular. Çocukları bu bataklığa giren ailelerimiz yardım alıp çocuklarını kurtarmak yerine bunu sürekli gizlediler ve en son aşamada kurumlara gidip yardım talebinde bulundular fakat kurumların bu noktada çok fazla yapacakları bir şey kalmıyor çünkü gençler bu bataklığa girmiş oluyor. Yıllarca çocuklarını devrimci kurumlardan uzak tutan ‘derneğe gideceğine, kahveye gitsin’ diyen insanlar çocukları intihar ettikten sonra ‘bizim canımız yandı, başkasının canı yanmasın’ diyerek kurumlara yardım talebinde bulunuyorlar.

Toplumun en ileri kesimini oluşturan devrimcilerde gençleri bu bataklıktan kurtarmada yetersiz kalıyorlar çünkü buna müdahale edecek güçten ve etkiden yoksunlar. Devrimci-demokrat derneklerde ve yöre derneklerinde çocuklara ve gençlere yönelik sosyal-kültürel çalışmalar olsa da gençlerin sorunlarını anlama, kaynağına inme ve onlara yön gösterme noktasında ciddi anlamda sorunlar yaşanıyor.

Bu noktada ne dernekler nede aileler tek başına bu sorunun üstesinden gelemezler. Var olan gücümüzle toplumda çete ve uyuşturucuyu bitiremeyiz çünkü bu bir yerde sistem sorunudur fakat kolektif bir şekilde çalışarak gençlerimizi ve çocuklarımızı bu bataklıktan kurtarabiliriz.

Bu noktada başta ailelere ve kurumlara ciddi görevler düşmektedir. Küçük yaşlardan itibaren onlarla ilgilenen, onları dinleyen, okumaya teşvik eden, kendi gerçeklerini çocuklara dayatmayan bir aile ortamı yaratmamız gerekir. Ayrıca çocuklara İngiliz ve Türkiyeli kültürün ilerici yanlarını aşılayan, onların yaratıcılıklarını ve yeteneklerini öne çıkaran, profesyonel bir ekiple çalışan kurumların sürekli, planlı ve titiz çalışmasıyla çocukların kişiliklerini geliştirebilir onları toplumsal sorunlara duyarlı hale getirebiliriz.

ABDULLAH GÜRLEK